Now Playing Tracks

Hayat bir kez daha yaşattı bize sevdiklerimizden birini sonsuzluğa uğurlamayı… Her şeyi nasıl boşa çıkarıyor ölüm. İyiliklere anlam katıyor da kötülükleri nasılda anlamsız, gereksiz kılıyor. Ama biz yine de bilemiyoruz ki yaşamayı… Bilemiyoruz sevdiklerimizin kıymetini… Hep böyle mi olması gerekli… Annem ağlayarak yanıma geldi… İşte bu yüzden diye bağırdı bu yüzden kıramıyorum kimseyi… Çünkü 5 dakika sonrasını bilemiyorum. Ölüm öyle bir anda geliyor ki değmiyor bir insanı kırmaya… Ama karşıda ki anlamıyor senin neden böyle davrandığını ona neden sabır gösterdiğini… Belki de enayi diyor sana… Daha dün anneme neden bu kadar iyisin diye kızarken bugün çok iyi aldım cevabımı… Sustum… Kız çocukları anneye mi benzer ki?

I.
Tenime yabancılaştım, etime
Göğsüme kollarıma kalçalarıma
Bacaklarıma yabancılaştım.

Saçlarım o eski güzelliğini
Çoktan yitirdi
Şimdi yalnız bilmem neden
Zaman zaman yüzüme vuran
Bir utancı perdeliyor sadece.
Oysa önceleri oysa eskiden
Salınca tarakları tel tel
Düşler ülkesinden sevgiler ülkesinden
Yağmur serinliğinde, incecik
Yumuşacık bir el
Bulutlardan yüreğime kayardı.
Gözlerim kaçamak bakışlarda
Kirpiklerim kırık
Boynum bir çocuğun pembe ağzında
Ürperdikçe uzardı.
Dudaklarım dersen, dudaklarım
Öptüğüm aynalarda kaldı.

Tenime yabancılaştım, etime
Acıma sevincime insan yanıma
Kendime yabancılaştım.

II.
Giysiler alırım nedense
Nerelerde ne zaman giyeceksem
Bir eski alışkanlık işte
İlk gençlikten kalma.
Oysa bir dantel külot bir gecelik
Çok bile.
(Şimdilerde sütyeni de çıkardık)
Giysiler alırım giyilmez
Çıplaklığıma.

Arada bir çarşı pazar
Doktor dönüşleri daha çok
Eser de aklıma;
Çocuğuna çeşit çeşit
Kazaklar örecek
Evcimen bir ev kadını gibi
Yün alırım şiş alırım tığ alırım
Nasıl sevinirim bir bilsen
Nasıl mutlanırım.

III.
Bu insan başları sıra sıra
Bu kalabalık
Camlardaki bu sürekli kalabalık
Bana bakkal dükkanlarını
Anımsatır hep.
Içerde boy boy konserve kutuları
Sabun kalıpları yağ paketleri
Sıralı bakkal dükkanlarını.
Kararsız bir müşteri
Etiketi görememiş
Korkarak alacağı malın ederinden
Girer içeri.

Kimi gün bir yaşlı yaşına güvenerek
Hoyrat davranışlarda rahat
Kimi gün bir çocuk ürkek mi ürkek
Ayva sarı terlerini silerek
Düşer üstüme.

IV.
Yüreğimde yüz gurbeti taşısam da
Kalçalarımda bir erkeği taşımasam.

Yıldım demenin de bir anlamı yok
Saçlarıma sinmiş bu çiğ kolonya
Tenimdeki bu vazelin kokularından.
Penceresiz perdesiz bu çift yataklı
Bu karanlık yatak odalarından
Yıldım demeninde bir anlamı yok.

Gün ışığı bir gün olsun
Geniş odalarda mavi
Çalmadı kapımı.
Ay süzülmüş yataklarda sıcacık
Yumuşacık öpüşlerle düşlere gebe
Uykulara varmadım hiç.
Bir gün olsun pembe uykularımdan
Mavi bir erkek
Uğrun uğrun öperek
Kaldırmadı beni.

Yıllar yılı bir acıyı
Sırtımda karnımda kalçalarımda
Büyüttüm durdum.
Harlı soluklarıyla düştüler üstüme
Harlı soluklarıyla dondu yüzüm.
Yıllar yılı binlerce
Binlerce erkeğin gizli gerilimini
En gizli yerlerimde erittim.

Iğneucu acıları gözbebeklerimde
Taşısam taşısam da
Yüzümde bir erkek yüzü taşımasam.

V.
Akşam…desem ve sussam
Yetmez mi?

Ya da yorgun bir gövdeyi
Cam kırıklarında uyutsam…

Akşamı anlatmaz mı?

VI.
Uykular benim zehirli sularımdır.

Geçip giden onca erkek
Onca erkek tüm yükünü
Üstüme yıkmış gibi
Gövdem tonlarca ağırlığında
Bir batık gemi;
Sularım dipsiz denizim kıyısız
Yatarım bir ten çölüdür yatağom
En yorgun gecelerim bile uykusuz

Uykular benim en rezil korkularımdır.

VII.
Bıçkın bıyıklarıyla külhan
Islak saçlarıyla gülendi O.
Gün ışır ışımaz usulca
Sıyrılıp dağınık uykularımdan
Yarı gecelerde karanlığıma
Yıldız yıldız dökülendi O.

(Bilmem ki ne buldu örseli tenimde
Belki açlığını giderdi bir zaman
Belki de sevgiyi öğrendi bilmeden)

Hayata yenildikçe gelendi O.
Düşümü gerçeğe gerçeğimi düşe
Acımı kuşkulu bir sevince
Çevirendi O.

Bir o gülüşü kaldı
Şimdi duvarlarımda
Görmeye ömrümü adak sunduğum
Bir o gülüşü…çın çın
Sesi yüreğimin kıyılarını döven
Üşüdükçe anısıyla ısındığım.

VIII.
Gülmek mi?
Gülerim, güldüğüm çok olmuştur.

Gülüşüm hoyrat taşlarda
Incecik kırılan cam,
Kendi kıyılarını döven su sesi
Bir ağacın ilkyaz eşiğinde
Leyli leylim yaprak dökmesi.
Bilene ağıt gibi oturur
Burda bir kadının gamsız gülmesi…

Gülerim, güldüğüm çok olmuştur.

IX.
Evlerde sabahlar nasıldı
Unuttum
Evlerde akşamlar nasıldı.

X.
Çocukluğum olmadı benim
Gençliğim olmadı.

Babam karanlık bir adamdı
Korkularla besledi bizi
Annem zayıf mı zayıf
Sevgisini göstermeye korkardı.
Bir küçücük kumru kuşu büyüttüm
Göğsümün gizlisinde
Yumuşaklık adına, sevgi adına.
Konduğu tüm dalları
Aykırı bir rüzgar aldı.

Baskılar safra gibi attı dışarı
Korkular safra gibi attı.
Evimden uzak evler üstüne
Gerçeğini şimdi bile bilmediğim
Ne olmadık düşler kurdum.
İnce içlenmelerle her akşam
Dalgın baktığım camlardan
Bir gizli mutluluk sızardı
Işık yerine…

XI.
Garipsi huylar edindim nicedir
Garipsi duygular edindim.
Artık iyice tükenen
Bir ölü umuttan mıdır
Gittikçe yoğunlaşan bu yaşlı
Bu yılgın yalnızlıktan mı?
Yoksa eşiklerden sızan
Şu rezil ölüm kokusundan mı?
Söndürüp her gece ışıklarımı
-Yalancı bir aydınlığı siler gibi-
İncecik bir mum yakıyorum.

Ömrüme benzetip sonra alevini
-Karanlığı ağır basan o titrek
O gölgesi korkular saçan ışığını-
Ömrüme benzetip inceden inceye
Eriyen mumu
Bakıyorum…Bakıyorum…

Bir ölüm düşlüyorum, başımda
Başımda o mavi erkeğim
Bir ölüm…geniş odalarda pembe
Devinirken mutluluk
Uykulara varır gibi usul usul
Usul usul susuyor yüreğim.
Sol yanımda kızım benim
Benim eski benim çocuk güzelliğim.
Sağ yanımda gülüşü bir ilkyaz yeli
-Öyle hafif, öyle serin-
Yiğit oğlum, yağız oğlum…

Kırıp camları bağırsam
Bağırsam diyorum avaz avaz:
Bir ölüm düşlüyorum ey insanlar
Bir ölüm…
Ölümüm evlere yas.

Eriyip bitiyor mum
Bitiyor birden bütün düşlerim
Acımasız gerçeğime çıplak
Çırılçıplak dönüyorum.

İnsan düşüncesinden
Hızlı araç yoktur diyen
Öğretmenim…öğretmenim…
Garipsi huylar edindim nicedir
Garipsi duygular edindim.

Sonsöz Yerine

XII.
Ürkek adımlarıyla uğrun usul
Gelip sıralı sırasız
Karanlık kıyılarımda duran çocuk…
Örseli duyarlığımdan kalın örtüleri
-Kaba örtüleri, kara örtüleri-
Kaldıran çocuk…kaldıran çocuk…
Herkesin gerçeği kendine biricik
Bir beni söyletip de böyle kısacık
Bu yağma yürek, bu talan sevgi
Bu ucuz ten pazarını
Yazdığını sanan çocuk.
Herkesin gerçeği kendine acı
Herkesin acısı kendine biricik.

Şükrü Erbaş- Genelev Mektupları
Kötü adamı sevdim hep, kanunsuzu, hergeleyi. İyi işleri olan sinekkaydı traşlı, kravatlı tiplerden hoşlanmam. Ümitsiz adamları severim, dişleri kırık, usları kırık, yolları kırık adamları. İlgimi çekerler. Küçük sürpriz ve patlamalarla doludurlar.
Charles Bukowski

evet biri var hayatımda
nasıl olduğunu bilmiyorum
tek bir gözyaşıyla uyanıyor;
kanımı görüyor
aktığını ve akan kanla tekrar boğulduğumu
ama o sevgilim değil… ve en korkuncu
onu hiçbir zaman senin kadar
sevemeyeceğimi biliyor
belki sadece çok akıllı

iki gün çok üşüdüm..
çok üşüdüm ve ona sarıldım
beni öpseydin onun gibi öperdin

umay umay
beni ilk gördüğünde bütün vücuduna dikenler
battığını hissettim. olacakların habercisi olan
yalnızlığını gördüm. bu imkansızdı. beni yazmak
istedin o an, hemen, orada. filmimi yapmak
istedin. beni kargaşanın içinde kalbiyle durabilen
bir kahraman yapmak. şimdi birilerinin bizim
alınyazımıza kadar değiştirdiğini görüyorum.
üstelik bunu senle beraber yapıyorlar. hayat
güçsüzlüğümüzü nerde yitirdik. sahip olduklarımız
bize nasıl sahip çıkamadı. tam birbirimize sarılmışken
bu nasıl oldu. kimsesiz kalmanın gururundan nasıl
vazgeçtik. camlar avuçlarımızda parçalanırken
kanımızı sakin sakin izlerdik, kırılışların zaferiydi
bizi avutan, bu yüzden ağlarken dünyanın en güzel
kadınıydım.
umay umay
olanları biliyorsun
artık hiçbir şey yapmayacağımdan korkuyorlar.
daha güzel susacağımdan da
sen beni koru. yeni aşklar bulamadık.
yeni kelimeler bulduk. yığdık çamaşır sepetine. kuru
suyla yıkadık. çok içmedik, çok seks yapmadık, az
duman, yarı-otomatik kurşun. biliyorsun işte olanları.
insan kötüdür ya da sonunda kötü olur. iyilikler
hatırlanmaz çünkü görünmez melekler. bütün olan
bitenler arasında kimseye bir şey anlatamam. işim zor;
defteri kapat
kitabı kapat
televizyonu kapat
pencereyi kapat
taşırma gözyaşını ikide bir yatak örtüsüne
gözlerini kapat.
umay umay

Bu hareketsizliğin, korkuya dayanan bu tereddüdün daha zararlı olduğunu, insan münasebetlerinde bir noktada taş kesilmiş gibi kalınamayacağını, ileriye atılmayan her adımın insanı geriye götürdüğünü ve yaklaştırmayan anların muhakkak uzaklaştırdığını karanlık bir şekilde seziyor ve içimde sessizce yanan, fakat günden güne büyüyen bir endişenin yer etmeye başladığını hissediyordum.

Sonra fark ettim ki; su akıyor,rüzgar esiyor,yağmur yağıyor…
Her şey yine ve aynı şekilde oluyor…
Öyle bir yere geldim ki;
Sıcak ve soğuk, aşk ve nefret,savaş ve barış…
Üşümek ve sonra ısınmak gibi…
Gitsem ayrılık olur kalsam çöl…
Gidersem bende hasret olur ve belki beni sevenlerde özler…
Ama anladım ki; özlemden kimse ölmüyor,
Ama ben ölüyorum..
Nefes alıyorum,önemsiyorum ve gitmek istiyorum…
Anladım ki hasret yeni bir aşka kadar sürüyor…
Sevdiklerim ve beni sevenler,
Bağışlayın…
Su akıyor ve ben gidiyorum…
Sevmek, lokmanızı çiğnemeyi unutarak masa başında kalakalmaktır. Sevmek sonradan, usulca okşamaktır bir elin değdiği yerini saçlarınızın. Belki de sevmek bir gün hiç yoktan altüst edilip tavuklu pilav kurusu pişirmektir. Sevmek telefon zillerini duymamak, bastığı yeri bilmemektir.
İnci Aral , Ölü Erkek Kuşlar
Belki yarın soğukta uyanmanın bir anlamı olur, sana çay pişirmek gibi. Ayaklarımın ucuna basarak yürürüm yataktan kalkınca. Tahtalar gıcırdar. Hayır, zamanla öğrenirim hangi tahtaların ses vermediğini. Sonra ne yaparım? Uyanmadı, çayın hazırlandığından haberi yok diye sevinirim. Bütün hayatımı, en ince ayrıntılarına kadar düşünerek hesapladığım iyiliklerin hayaliyle geçirdim albayım. Artık ne olacaksa olsun istiyorum..
Oğuz Atay, Tehlikeli Oyunlar
To Tumblr, Love Pixel Union